1Komet Sergileri Dizisi / Komet Exhibition Series

O Değilse Başkasıdır / If Not That, It Is Another

KALKTIM BAKTIM BENSİZ GİTMİŞLER!

17 Kasım 2011 – 17 Aralık 2011

Komet’in Kasım ayı içerisine yayılan kişisel sergiler serisi içerisinde yer alacak olan “Kalktım Baktım Bensiz Gitmişler!” ile 17 Kasım 2011 – 17 Aralık 2011 tarihleri arasında ALAN Istanbul’da yerini alıyor.

Büyük boyutlu fotoğraflar ile video çalışmaları mekanın kendi olasılıkları içerisinde gerçekleşen bir enstalasyon olarak bir araya getiriliyor. Sanatçının bir yandan geçmiş sergileri ile diğer taraftan da güncel sergiler dizisi ile ilişkisel bir düzlemde ortaya çıkan imgeler ve videolar izleyicileri Komet ile birlikte gerçekleştirecekleri karşılıklı bir aktarım sürecine davet ediyor. Bu açıdan bir yandan sanatçının kişisel tarihi ve sanatsal oluşu ile; diğer taraftan da kendisinin nakşoldu kültürel, sosyal ve hatta siyasal alanların ortak bilinçdışı üzerinden ortaklaşa bir deneyim alanı ortaya çıkıyor.

Komet’in Bu kimi zaman teşhirci kimi zaman nüktedan kimi zaman çocuksu aurasının çekiciliği ile serginin katmanlı alt metinlerinin yoğunluğu arasında zorlu ve zamana yayılarak açımlanabilecek bir ilişki ortaya çıkıyor. “Kalktım Baktım Bensiz Gitmişler!” özellikle genç izleyiciler için Komet’in güncel sanat içindeki özgün yerini anlayabilmeleri adına iyi bir fırsat sunuyor.

“Hiç kimseyi okurken Shakespeare’de olduğu gibi parçalanmaz yüreğim:

Soytarılığı böyle gerekli bulmak için nasıl acı çekmiş olmalıdır bir insan!”

Friedrich Nietzsche (Ecce Homo)

“Who are you?”

“I–I hardly know, sir, just at present–at least I know who I was when I got up this morning,

but I think I must have been changed several times since then.”

Lewis Carroll (Alice’s Adventures in Wonderland)

Komet sergileri dizisi sanatçının 60lardan günümüze dek uzanan çok boyutlu sanatsal üretim ve eylemleri üzerinde düşünce geliştirebilmek adına iyi bir fırsat sunuyor. Sergi serisinin kendine has düzeneği (ve bu düzeneğin oluşma biçimi) bile en kaba haliyle bu sanatsal hareketin göstergelerini barındırıyor. Birisi sanat fuarı dahil olmak üzere çok sayıda mekana yayılan, her bir mekanın kendi işleyişi içerisinde yerleşerek, her bir yerin mekansal, yönetsel, sosyal dinamikleri içerisinde özgünleşen; diğer taraftan kendi aralarındaki geçişlilikleri Komet’in kendi sanat geçmişi ile güncel üretimi aralığında ikinci bir hareket kazanan sergiler dizisi. Böylesi statik olmaktan uzak, (aynı artarda patlayan fişekler gibi)kentin içerisinde ardışık açılışlar ile Kasım ayı içine yayılan bu sergiler dinamiği sanatçının Paris geçmişinden miras aldığı situationist (durumcu) tavrın açık bir göstergesi değilse nedir?

Komet (ve) sanatı için söylenebilecek en öncelikli şeyin söylemsel sabitlemeye gelmemesi ve buna açıkça direnmesi olacaktır. Bu noktada zorlu bir alanda top koşturduğumuzu söylemek gerekiyor. Çünkü Komet’in zihinsel ayartısının çeperinde kolayca tavlanabileceğiniz tekinsiz bir alan esasen burası. Tuval’den, fotoğrafa, hazır nesnelerden videolara farklı araçlarla kendisi ile izleyici arasında ilişkisel bir zeminde temasa geçen sanatçının kimi zaman mizahi sayılabilecek eğretilemeleri sempatik ama sert bir gerçekçilik çekirdeğine sahip. Bu yönden kimi zaman kendisi üzerinden, kimi zaman kendi bakışı üzerinden oluşturduğu sergilerdeki karşılaşmalar bilinç düzeyinde davetkâr fakat ötesinde derinleşen ve bu ölçüde de yorucu bir etkileşim süreçlerine açılıyor.

Nedir peki bunun sebebi? Bu noktada Komet’i kendi oluşu ile tüm sanatsal hareketinin bir parçası olarak anlama zorunluluğu ile karşı karşıyayız.  Komet her şeyden önce Gürkan Coşkun isminin önüne geçen lakabı ile bu oluşu isimlendiriyor. Komet bir kişi olmanın ötesinde kendisi ile iç içe geçen bir sanatsal üretim halidir diyebiliriz en basit haliyle. Bu açıdan eylemi ile üretimi, kendisi ile kendisine bakışının daha da açık bir ifade ile bir özne olma halinin bir yandan parçalanması bir yandan çoğalması hali. Bunu Lacan üzerinden anlamaya çalışmanın daha açıklayıcı olabileceğini düşünebiliriz. Lacan öznenin üstünü çizerek bütüncül ve sabit bir özne olma halinin imkansızlığını ortaya koyar. Özne tabiatı gereği bir yarığa sahiptir ve boşluk ancak fantezi ile doldurulur. Bu açıdan dilde yerini bulamayan Şey esasen Gerçeğin nüfuz edilemez çekirdeğidir. İşte tam da bu noktada simgeleştirilerek dilin içinde yerini bulan kurmaca, öznenin imkansızlığının da açık bir ifadesidir. İşte Komet’in dahice ve kendisine özgü stratejisinin gücü bu noktada kendisini gösterir: “Komet”. Bu yönden kendisini sabitlemeye çalışıp ta biteviye başarısızlığa uğrayan modernist bireyin yerini imkansızlığının içsel sınırlarını aşan bir sanatsal oluş hali alır.

Bu kimi zaman teşhirci kimi zaman nüktedan kimi zaman çocuksu oluş, modern çağın sanatçılara verdiği ayrıcalıklı bir alanda mümkün elbette. Bu performansın yoğun bir libidinal enerjiye gereksinimi olduğunu tahmin etmek çok da güç değil. Komet’in sanatında öncelikle içine nakşolduğu sosyal, siyasal tüm toplumsal; diğer yandan da kendi kişisel tarihinin tüm bastırılan veya söylem dışına itilmiş alanlarına bir geri dönüş yolu açılıyor. Bu yolu açan doğaldır ki arzudur. Bu arzu 70 yaşındaki bir sanatçıyı güncel ve etkin çağdaş sanatçı olarak bir yandan sanatın iç hesaplaşmasının diğer yandan da toplumsalın antagonisttik çatışma alanında konumlandırır. Bu konum izleyici – sergi ve Komet arasında kurulacak yoğun bir duyumsamayı gerekli kılar veya ortaya koyar. Bunun sonucu ise gerçek anlamda ilişkisel bir estetiktir.

Efe Korkut Kurt